24 Mart 2020 Salı

Ütüler, örgüler...


Şubat sonunda Z. geleceğini söylediğinde, evi temizleme ihtiyacı hissettik. Sonuçta ilk kez gelecekti ve çatıda oturduğumuz için özellikle salonun tavanı yer yer kalkmış ve kararmıştı.

Hadi Mart başında gibi bir güzel boya badanaya başladık. Tabii o zaman korona virüsü sadece Çin'deydi. Ve durumların bu hale geleceğini hiçbirimiz tahmin etmemişti. Neyse bizim temizlik erken başladı ve bitti. Ve şimdi bir distopyanın içinde yaşıyoruz.

Arkadaşın gelmesi de ertelendi, zaten ne zaman geleceksin diye sorsam sanki dalga geçmiş gibi olacak ahahhahah...

Ama meğer sadece tavan değil her yer leş gibiymiş. Koltukların altlarından leş gibi sular çıktı. Acayippp bi dip temel temizlik oldu. Temzilik süresince uyku zamanı geldiğinde uykum gelmiyor adeta sızıyordum. Göz kapaklarımın üzerine kiloluk ağırlık konmuş gibi oluyordu ve zart diye uyuyordum. Ama canımızı dişimize taka taka yaptık bitirdik.
Bugün son kalan ıvır zıvır mefruşat örtülerini ütüledim. Nur telekoma interneti uzatmak için gitti.

Temizlik süresi boyunca garip ama beni kitap okuma çekmedi, rengarenk yünler çekti. Bir zamanlar birtakım renkli yünler almıştım. Bir dolu bir boş, küçük küçük, yedi sekiz tane motif örmüştüm. Sonra onlar bir köşede usul usul, sessiz sedasız bir torbanın içinde beklediler. İşte artık dünden beri, onları örmeyi canım çok çekti. Dün biraz ördüm aman yarabiiimmm nasıl iyi geldi. Bugün de ördüm, o da çok iyi geldi. Bizim yukarıdaki caddede 80 yaş üzeri bir adam vardı yün satan, 65+ sokağa çıkma yasağı çıkana kadar adamın dükkanı açıktı ama yasak günü gelince dükkanı da kapattı gitti. Adam dükkanının önündeki taburede olduğu yerde uyuklayıp duruyordu. Keşke dedim o zaman alsaydım birkaç tane daha yün. Üç sene aldığımda pintiliğimden dört tane almıştım ve şimdi aynı renklerle örüp duruyorum.
Ayy bi de kendime gri kırçıllı bi yün almıştım, kazak örerim diye. Uzun yıllar kazak örmeyince ne kolları uydu, ne de yakası. Bir gün giydim, kollarım Filistin askısında gibi kasılıp kalmıştı, yakası gırtlağıma dayandı, yani o gün baya bi işkence çekmiştim.

Sonra onu ördüm, gene o sökük yünü örmeye kalktım, ama ip inceldi, örgüsü boktan bişi oldu, şimdi o yünden gene bir dolu bir boş örmeye başladım. Artık yün çıktığınca. Yün de zaten düğüm düğüm garip bi şey oldu. Dedim, ben bi daha kazak örmeye yün mün almıcam. Zaten kışın her yer (avm) sinemalar falan hamam gibi oluyor, pişip duruyorum. Çok olmasa da yeteri kadar (yanlış anlaşılmasın, üç beş tane) kazağım var, onlar da çalışmadığım için fazla fazla yetip artıyor.
Bugün o motiflerin fotoğrafını çekip de kalbim kadar beyaz blogumda yayınlıcaktım ama haldır haldır örmekten unuttum gitti.

Koronodan önce kendime Inkilap yayınevinden Sadık Hidayet'in Kör Baykuş ve Küçük İskender'in Türkçe sözlü Hafif Mavi isimli kitaplarını almıştım. Sadık Hidayet'inkine başlayamadım ama Küçük İskender'inki  denemelerden oluştuğu için onu az da olsa okuyabildim ama tamamını okuyamadım tabii ki...
Haaa dün akşam suluboya resim de yapabildim. Aman bi özlemişim, bi özlemişim. Gerçi uzun zamandan beri yapmadığım için pek güzel olmadı. Nur "oldu yaa, oldu, güzel güzel" dedi. Neyse sonra benim de içime sindi gibi.
Bugün çoookkkk uzun zamandan beri ilk defa kıymalı makarna yaptım. Köpüre köpüre yedim valla. Aslında hiç et yemiyorum yani aslında vejeteryanım ya, enginar zamandında biraz bozuluyor bu iş ve bundan dolayı da büyük bi vicdan azabı çekiyorum. İşte aldığımız 1 kg kıymadan kalan son küçük parçayı makaraya sos yaptım. Bitti ve enginar mevsimi devam ediyor, tabii ki de artık kıyma almıcaz, ya domatesli pirinçli zeytinyağlı yemek ya da pirinçle dolması yapılacak.

Bugün de böyle geçti. Halâ sırtım ağrıyor. Canım spor da yapmak istiyor ama şu önümüzdeki hafta dinleneyim, yorgunluktan ölüyorum. Tabii yorgunluk sadece temizlikten ibaret değildi, alçı işlerini ve boyayı da bennn yaptım. Bu yüzden pislik ustaları eve sokmadığımız için kendimi canı gönülden tebrik ediyommmm...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder